Yaşam Çocuk

Yaşam Çocuk
Çocuk Dünyası

Sayfalar

26 Nisan 2011 Salı

Kukla

Elle veya iplerle hareket ettirilerek oynatılan küçük bebekler. Kukla oyunları çocukların en büyük eğlencesi ve kukla tiyatrosu onun tabii tiyatrosudur. Kukla'nın tarihi hemen hemen beşeriyet kadar eskidir. Çocuk eline geçen bir ağaç parçasını insan farzederek onu hareket ettirip oynattığı zamandan itibaren kukla doğmuştur. Çocukların böyle bebeklerle oynaması ve onu konuşturması en iptidai insanlardan beri devam edegelmektedir. Eski Mısır'daki bir çok çocuk mezarlarında bulunan ve milattan üç dört bin sene evvellerine ait olan ağaç veya fildişinden yapılmış bebekler bize bunu göstermektedir. Çünkü Mısır'lılar ölümden sonra yaşandığına inandıkları için mezarlarına bebeklerini de koyarlardı. Yine Mısır kabartmalarından birinde kukla oynatan bir kuklacının resmi görülmüştür ki bu da kukla oyunlarının ne kadar eski olduğunu antalmaktadır.. Eski Yunanistan'da da pişmiş topraktan yapılmış bebekler bulunmuştur. Tiyatroya meraklı olan Yunanlılar hususi küçük sahneler kurarak kuklalarla temsiller vermişlerdir. Büyük tiyatroların orta yerine konulan eğreti sahnelerde oynatılan bu kuklaları binlerce halkın görebilmesi için insan büyüklüğünde yaparlarmış. Bunların mekanizmaları da çok mükemmel olduğu tarihi yazılardan anlaşılmaktadır. Sahnenin önünde duran bir adam da ağzına tuttuğu bir boru ile bu kuklaların sözylemesi lazım gelen sözleri yüksek sesle söylermiş. Bu tiyatrolarda umumiyetle zamanın filozofları, siyasi ricali, muharrirleri ve şairleri taklid edilir ve onlarla alay edilerek halkı eğlendirirlermiş.

Eski Romalılarda da kukla oyunları yapıldığı yazılı vesikalardan anlaşılmaktadır. Orta Çağda da kukla oyunlarına tesadüf edilmektedir. Bunlar ekseriya panayırlarda görülürdü. Seyyar kukla oynatıcıları şehir şehir dolaşarak hemen kuruverdikleri küçük sahneciklerde kukla oynatarak halkı ve çocukları eğlendirirlerdi. Fakat o devirlerde sihirbazlığın uğradığı takibat ve cezadan dolayı, bunların bir şeytan işi olduğuna itikad edilerek öldürülmekten korkan bu kukla oynatıcılar oynattıkları kuklaların mekanizmasını ve iplerini aynı zamanda halka göstermek suretiyle tehlikeden âzade olmaya çalışırlardı. Bunlar şatolara ve saraylara da giderek orada temsiller verirlermiş. Feodalite (Derebeylikler) devrinde Avrupa medeniyeti büyük bir atalet içinde idi. Rönesans devrini açmakla bu atalatten kendini ilk kurtaran İtalya'da bütün sanatlar gibi sahne sanatları da inkişafa (ilerlemeye) başlamış ve halkta yeni bir tiyatro zevki uyanmıştı.. Her tarafta küçük küçük tiyatrolar kuruluyor, meydanlarda halka temsiller veriliyordu. Bunlar arasında kukla tiyatroları da görülüyordu. Kuklacılar hemen dört direk dikerek üstüne bir kırmızı bez gerer ve içine girip etrafa toplanan halka ve çocuklara gülünçlü piyesler oynatırlardı. Bu kukla oyunları artık tiyatro gibi piyesler oynatırlardı. sahne eşhası arasında en mühim rolü oynayan kukla Polliçinello idi. Bu şahsiyet karakter itibariyle bizdeki Karagöz'ün mukabili idi. Başında beyaz bir külah, sırtında gömlekle çıkar, uzun burunlu ve tuhaf simalı olup hareket ve sözleriyle herkesi güldürüdü. Alt taraftan bunun gömleği içine el sokulup tutularak ve parmaklarla kolları ve başı hareket ettirilerek oynatılan bu kuklaların belden aşağı kısımları görülmezdi ki bu nevi kuklalara el kuklası (Fr. Marionette) denir. Polliçinello denilen bu kukla oyunları İtalya'nın her tarafında çoğalmış ve rağbet kazanmıştı. Bunlar o zamanki hakiki sahne artistlerine benzeyen kuklalar yapmışlar ve onları taklid etmeğe başlamışlardı. İşte Arlekin, Pierot, Kassandr, Skaramuş gibi kukla eşhasına verilen isimler o zamanlardan kalmadır. Rasgelen yere sahnesini kurarak kukla oynatanlar ancak oyun sonunda para toplamak suretiyle para kazanırlardı. İtalya'nın büyük şehirlerindeki tiyatrolara zarar vermemek için bir zamanlar açıkta kukla oynatılması yasak edilmiş ve kapalı yerlerde de ancak güneş batıncaya kadar oynayabilmeleri serbest bırakılmıştı.

XVII. Asırda İtalyanlar bir nevi kukla daha icad ettiler ki bu kuklalar yukarı taraftan iplerle oynatılırdı. Bu nevi kuklaların başına ve elleriyle ayaklarına bağlı olan iplikler yukarıdan çekilmek suretiyle kukla hareket ettirilirdi. Bu vechile artık el kuklalarında gösterilemeyen belden aşağı kısımları göstermek çaresi bulunmuştu. İpli kukla dediğimiz bu kuklalara Fantoccini ismi verildi ki Fransızlar evvelkine Marionette veya Guingol (Ginyo) ve iple oynatılanlara Fantoche (Fatoş) derler. Kukla oyunlarında ipli kuklalarla büyük bir terakki (ilerleme) elde edilmiştir. Âdeta insan gibi hareket eden ve her vaziyeti alan kuklalar yapıldı. Bu kuklaların halk tarafından alkışlandığı vakit eğilerek selam vermeleri ve elini göğsüne koyup nezaketle çekile çekile kulise girmeleri seyircileri hayran ediyordu. Kuklalar hiç bir zaman tabii vaziyetleri tamamen taklid edemedikleri ve daima mübalağalı hareketler yaptıkları için sanat bakımından daha güzel bir tesir bırakıyor ve hoşa gidiyordu ki kuklanın en mühim ciheti de hareketlerinin böyle mizahi olmasındandır. Bunları oynatmak da öbür el kuklalarından daha güçtür. İpleri birbirine karıştırmaksızın her hareketi yaptırabilmek ve aynı zamanda konuşturabilmek kolay bir iş değildir. Bu âdeta keman çalmak gibi uzun bir melekeye ve büyük bir maharete muhtaç bir sanattır. Bu Fantocciniler yani ipli kuklalar öyle sokakta ve meydanlarda da oynatılmazdı. Küçük bir tiyatroları ve bir de hafif orkestraları olurdu. Gayet güzel elbiseler ve dekorlarla şarkılı oyunlar ve operetler de oynarlardı. Bu her iki nevi kukla İtalya'dan dünyanın her yanına yayıldı. Her millet bunlara kendi karakterini vererek millileştirdi.